Maden Eserleri ve Mevlevilik
Maden Eserleri ve Mevlevilik
Maden Eserleri ve Mevlevilik

Maden Eserleri ve Mevlevilik Kültürü Salonu şeyhin postunun bulunduğu mekandır. Kalem işleriyle bezenmiş eliptik kubbe biçimindeki tavan ve hemen altında müzik yapan iki mutrip figürleri ziyaretçileri karşılar. Salonun ortasında müziğin ritmiyle dönen Semazen figürü bulunmaktadır. Salonun diğer ucunda önlerindeki rahlelerden Kur’an-ı Kerim ya da Mesnevi okuyan Mevlevi figürleri, Mevlevihane’de gündelik hayatın mistik havasını canlandırmaktadır.
Mekânı dolduran Mevlevilik kültürüyle ilgili canlandırmaların yanı sıra duvarlarda hat levhaları, vitrinlerde kandiller, mumluklar ve mihrap şamdanları sergilenmektedir. Türk Maden Sanatı içerisinde önemli bir yere sahip olan bu eser grubunun çoğunluğunu mihrap şamdanları oluşturur. Mihrap şamdanlarına ışıkla ilgili olmasıyla sembolik anlamlarda yüklenmiştir.

Türk Maden Sanatı

Maden sanatı yakın ve orta doğuda M.Ö. 7. yüzyıldan beri bilinmektedir. Türk maden sanatının Neolitik dönemden beri ileri düzeyde olduğu 19. yüzyıl sonunda başlayan kazı ve araştırmalarda ortaya konmuştur. Noin Ula ve Pazırık kurganlarında birçok madeni eser ortaya çıkarılmıştır. Maden sanatı Türklerin en eski sanatlarından biridir. Silahlar, bazı aletler, süs eşyaları ve çadırlar üzerindeki madeni levhalar, Türklerin ilk maden eserleri arasında yer alır. Maden işçiliği yüzyıllar boyunca insanlık tarihinde büyük değişikliklere ve gelişmelere zemin hazırlamış ve değişik tekniklerin geliştirilmesiyle günümüze kadar gelen bir sanat dalı olmuştur.
Orta Asya’daki ilk örneklerini gördüğümüz maden sanatı, buradan bütün bölgelere, Anadolu’ya kadar yayılmıştır. Malzeme olarak demir, bakır, tunç, pirinç ve değerli madenlerden altın, gümüş ve bunların alaşımları kullanılmıştır. Bazı dönemlerde altın ve gümüş madeninde görülen azalma yeni bir tekniğin kullanımını zorunlu kılmıştır. Pirinç ve bronz üzerinde değerli madenlerden kakma, bu dönemde görülen en önemli yeniliktir. Bu madenlerin işlenmesinde dövme ve döküm tekniği kullanılırken; kesme, kazıma, çalma, kakma, niello, delik işi gibi süsleme teknikleri kullanılmıştır. Bu değişik teknikler tek tek kullanıldığı gibi bir arada da kullanılmıştır. Bezemede bitkisel, geometrik, figürlü süsleme ve yazı kullanımı dikkati çeker.
Osmanlı maden sanatı bir yandan kendinden önceki gelenekleri devam ettirirken bu dönem özgü yeni formların da denendiği bir dönem olarak karşımıza çıkar. Osmanlı devletinin kurulmasıyla 15. yüzyıla kadar fethedilen yerler ve özellikle balkanlardaki fetihler sonucu zengin gümüş yataklarının ele geçmesiyle maden sanatında yeni form ve teknikler kullanılarak ortak bir üslup yakalanmaya çalışılmıştır.
Süsleme programında geleneksel motiflerin yanı sıra lale, karanfil, şakayık, nar gibi natüralist motifler de kullanılmıştır. Osmanlılarda diğer sanat dallarında olduğu gibi maden sanatında da 15. yüzyılın ikinci yarısına kadar olan dönem önceki geleneklerin devam ettiği ve yeni formların arandığı bir dönem olarak kabul edilir. Değişik etkileşimleri birleştirerek 17. yüzyılda tam bir senteze ulaşır. Bu yüzyıllar Osmanlı sanatı için klasik dönemdir.
Anadolu’da bulunan zengin bakır madeni, dini ve sivil amaçlı olarak yapılan madeni eserler için zengin bir kullanım alanı bulunmuştur. Barkın en çok tercih edilme sebebi, kalaylandığında gümüşe benzemesi, temizliğini kolay olması ve sağlıklı olmasındandır. 16. yüzyılda bol miktarda üretilen yüksek mihrap şamdanları etkileri 17. Yüzyıla kadar devam ettirmiş, bu yüzyılda özellikle Lale Devri’nin de etkisiyle popülerliğini lale formlu şamdanlara kaptırmıştır.
Osmanlı maden sanatında 18. ve 19. yüzyıllarda en çok karşımıza çıkan bir eser grubu da tombak olarak adlandırılan eserlerdir. Bakır ya da pirinç eser üzerine civa oksit alaşımlı altın kaplama uygulandıktan sonra ısıtılarak altının eserin yüzeyine geçirilmesinden ibaret olan bu teknik sayesinde adeta altın görünümlü eserler üretilmiştir.
Türk maden sanatına ait en eski ve önemli örneklerin bazıları devamlı akınlar ve savaşlar sırasında kaybolmuş ya da eritilerek alet yapımında, para basımında kullanılmıştır. Türkiye’deki devlet ve özel müzelerinin yanı sıra birçoğu da yabancı müzelerde bulunmaktadır. Günümüzde kaybolmaya yüz tutmuş sanatlar arasında yer alan maden sanatı bazı illerde bakırcılık şeklinde babadan oğla geçen meslekler şeklinde varlığını sürdürmektedir.

Kandil Ve Şamdanlar

Kandil ve şamdanlardan oluşan aydınlatma araçları, maden eserleri arasında önemli bir grubu oluşturur. Yapılış amaçları aydınlatma gibi görünse de sembolik birtakım anlamlar da yüklenmiştir. İslam felsefesinde ışık ve nur kavramları oldukça önemlidir. Bazılarına göre Tanrı’nın nuru olan kutsal ışığı yaydıkları kabul edilir.
Birçok mutasavvıfa göre Allah kendi Nuru’ndan, ilk önce Hz. Muhammed’in nurunu, daha sonra melekleri, insanları ve sırayla diğer bütün varlıkları yaratmıştır. Bu şekilde sembolik anlamlar yüklenen şamdanlar; el şamdanı, masa şamdanı ve mihrap şamdanları olarak karşımıza çıkarlar. Genellikle üzerlerinde Nur Suresi’nin 35 ve 36. ayetleri yazılı olduğu gibi eseri vakfedenlerin isimleri ve tarihler de yer alır. Değerli madenlerden yapıldıkları için de sahipleri için güç ve statü göstergesi sayılırlar.
Şamdan ve kandillerin metalden başka çini, seramik, cam hatta ahşaptan bile yapıldığı görülmektedir. Bunun yanı sıra şamdan ve kandillerin bir motif olarak da benimsenip mezar taşlarına, mihraplara, halı ve kilimlere, minyatürlere de konu olmuşlardır. Dini yapılara kandil ve şamdan vakfetmek ise erken İslam döneminden beri süregelen bir gelenek olup en yoğun dönemini 13. yüzyılda yaşamıştır. Dini yapılara eşya vakfetmek geleneği hz. Muhammed’in “her kim mescide bir kandil asarsa yetmiş bin melek ona secde eder, hatta o kandil kırılsa bile…” hadisinde de yer alır. Müzemizdeki şamdanlar genellikle geç dönemlere ait bakır ve pirinçten yapılmış Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait cami ve türbelerden getirilmiş mihrap şamdanlarıdır.