Mevlevilik Kültürü
Çelebi Hüsameddin döneminde başlayarak, Sultan Veled ve onun oğlu Ulu Arif Çelebi zamanında toplanan Mevlana âşıkları, Mevlevilik Tarikatı’nın temelini attılar ve sistemini oluşturdular. Muhtelif yerlerde tekkeler kurdular, vakıflar sağladılar, insanların gönüllerine ışık götürdüler. Babasının düşüncelerini sistemleştirdiği ve tarikat biçiminde örgütlendirdiği için Mevlana'nın oğlu Sultan Veled, Mevlevilik'in asıl kurucusu ve ikinci piri sayılır.
Mevlana'nın hayatı boyunca tarikatlara özgü birtakım kurallara uymadığı, kendisine bağlananlar için özel kurallar koymadığı bilinmektedir. Sözgelimi kendisine bağlananlar için ne bir giriş töreni düzenler, ne de belli bir zikir öngörürdü. Sema’ı da yalnızca aşk ve cezbe için yardımcı bir öğe sayardı. Ancak oğlu Sultan Veled, halifeliği döneminde Mevlana'nın düşüncelerini temel olarak Mevleviliği kendine özgü kuralları, törenleri olan bir tarikat durumuna getirdi.
Mevlevilikte başlıca tarikat ayini, ayin-i şerif de denilen semadır. Belli kurallar içinde ve müzik eşliğinde yapılan semadan başka zikir telkini, tac ve hırka giyme, halvet, tarikata giriş, halifelik verme de belli kurallara bağlanmıştır. Halvet, diğer tarikatlarda olduğu gibi kırk gün süren bir ibadet, riyazet biçiminde değil, tekkede hizmet biçiminde uygulanır. Bin bir gün süren bu halveti (çile) tamamlayan kişiye derviş adı verilir.
Sultan Veled'ten sonra bütün Mevleviliği temsil eden Konya'daki merkez tekke şeyhliğinin babadan oğula ya da ailenin büyüğüne geçmesi gelenekleşti. Bu geleneğe bağlı olarak şeyhlik makamına oturan kişiye Çelebi adı verildi ve zamanla merkez tekke şeyhliği Çelebilik makamı olarak anılmaya başladı. Çelebiler, başlangıçta, şeyhlik makamında oturan kişi tarafından önceden belirlenirdi. Sonraları çelebiler dedelerin onayıyla atanmaya başladı. Daha sonra da, adaylar arasındaki çekişmeler nedeniyle çelebiler padişah iradesiyle atanır oldular.
Çok uzun bir süre geçmemesine rağmen Anadolu’nun pek çok yerinde Mevlana âşıkları Mevlevihanelerde toplanmaya başladılar. Oradan Arap Yarımadası’na, Asya ve Avrupa’ya yayıldılar. Artık Sultan III. Selim, Sultan II. Mahmut gibi bir döneme damgasını vuran Osmanlı padişahları da Mevlevihanelerde şeyhlerinin dizlerine baş koymadaydılar.
Mevlevilik Türk düşünce ve sanat hayatına önemli etki ve katkıları olan bir tarikattır. Mevlana'nın vahdet-i vücud (varlık birliği) anlayışına dayanan düşünceleri yüzyıllar boyunca etkisini sürdürmüş, günümüze kadar canlılığını koruyabilmiştir. Mevlevi tekkeleri, tarikat faaliyetlerinin yanı sıra bir sanat ve kültür kurumu gibi çalışmış, baştan beri birçok şair, yazar ve bestecinin yetiştiği merkezler olmuştur.
Mevlana’nın büyük bir din ve sanat bilgini olarak müzik hakkında yüceltici fikirleri vardı. Gönlünü şiir, müzik ve sema gibi üç güzel sanatın yücelik ve kutsallığında eritmişti. Bu yüzden Mevlevihaneler, manevi eğitim işlevlerinin yanı sıra dönemin güzel sanatlar akademileriydiler.
Mevlevilerin zikri olan sema, mutlaka müzik eşliğinde yapıldığından, Mevlevihanelerde teorik ve pratik müzik eğitimi yaptırılmış, bu sebeple Türk Müziği’nin en büyük bestekarları Mevlevihanelerden yetişmişlerdir. Bu eğitimin yanı sıra çeşitli nota mecmuaları tertip edilerek, eserlerin gelecek kuşaklara aktarılması da sağlanmıştır. Müzik sanatımız üzerinde Mevleviliğin etkisi o kadar büyüktür ki, “Türk Klasik Müziği Mevlevihanelerde gelişmiştir” denebilir.